Ataerkil yargı faile can simidi
Şiddet faillerine verilen cezalarda suçun nasıl tanımlandığı, verilen cezanın kaderini belirliyor. Avukatlar, yargı mercilerinin suç vasfını tayin ederken “fail odaklı” bir yaklaşım benimsemesine tepkili: Adalete güveni zedeliyorsunuz.

İlayda Kaya
ilaydakaya@birgun.netKadına ve çocuğa yönelik cinayet, şiddet ve cinsel saldırı vakalarında yargı sürecinin en kritik ve en çok tartışılan halkası olan "suç vasfının tayini", son davalarla bir kez daha gündeme geldi.
Failin eyleminin "kasten yaralama" mı yoksa "öldürmeye teşebbüs" mü sayılacağı, cinsel saldırının "sarkıntılık" düzeyinde mi kaldığı yoksa "nitelikli" mi olduğu konusundaki mahkeme kararları, verilen cezanın ağırlığını doğrudan belirliyor.
Ancak somut delil şartı ve takdiri indirimler nedeniyle eylemin ağırlığı ile hukuki nitelendirme arasındaki uçurum, "cezasızlığa” zemin hazırlıyor. Avukatlar “Mahkeme salonlarındaki 'ataerkil yargı' pratiği, faillere can simidi oluyor” diyor.
KAĞIT ÜZERİNDE KALIYOR
Muğla Barosu’ndan Avukat Perihan Ceviz Turasay, yargı mercilerinin suçun niteliğini belirlerken “fail odaklı” bir yaklaşım benimsemesinin adalete duyulan güveni zedelediğini ifade etti.
Turasay “Kanun koyucu kadına şiddetle mücadele politikaları kapsamında kadına karşı işlenen suçlarda TCK’de artırımlı cezalar öngörmüş, 2022’de yapılan değişiklikle de ‘kravat indirimi’ olarak bilinen şekli tutumların takdiri indirim nedeni olamayacağını hüküm altına almıştır. Ancak uygulama, bu yasal güvenceleri ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesinin aşırı geniş yorumlanması ve failin iç dünyasına dair niyet okumalarla etkisiz hale getirmektedir. Son dönemde takip ettiğimiz dosyalarda gördüğümüz tablo şudur: Kanunlarda öngörülen yaptırımlar kağıt üzerinde ağırlaşsa da, mahkeme salonlarındaki 'ataerkil yargı' pratiği, faillere can simidi olmaya devam ediyor” dedi.
Turasay şöyle devam etti: “Kadın cinayetlerinde failin öldürme kastının, yargı eliyle ‘yaralama kastına’ indirgenmesi, kadın yaşamını hukuken korumasız bırakmaktadır. TCK bağlamında kadına karşı işlenen öldürme eylemi en ağır yaptırıma tabi iken, mahkemelerin eylemi TCK m. 87/4 (neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama) kapsamında değerlendirmesi, cezayı 10-18 yıl arasına düşürmektedir.
Öte yandan suç vasfı tayininde fail odaklı yargı pratiklerini gördüğümüz bir diğer nokta da cinsel suçlar kapsamındadır. Cinsel saldırı dosyalarında, failin nitelikli cinsel saldırı kastıyla icraya başladığı, ancak mağdurun direnişi veya harici bir engel nedeniyle eylemini tamamlayamadığı durumlarda, suçun ‘nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs’ yerine ‘basit cinsel saldırı’ olarak vasıflandırılması yerleşik bir hata haline gelmiştir.
Bu yaklaşım, kadının cinsel saldırı eylemine karşı direnişini küçümsemekte ve failin saldırganlığını ise ödüllendirmektedir. Bununla birlikte ‘Basit Cinsel Saldırı’ suçunun sarkıntılık düzeyinde kaldığı noktasındaki değerlendirmeler de sanık lehine karşımıza çıkmaktadır.
Bir kadının ölümü ‘yaralama’ değil, yaşam hakkına saldırıdır; nitelikli cinsel saldırıya teşebbüsün olduğu yerde basit cinsel saldırı suçundan hüküm kurmak, suçun vahametini örtbas etmektir. Yargıdaki 'fail odaklı' mercek, kadın yaşamını cezasızlık kıskacına alıyor.”
İKİNCİ MAĞDURİYET
Antalya Barosu'ndan Avukat Umut Çiftci de “Ceza hukukunun evrensel ilkelerine bağlı kalınarak, Ceza Kanunu'ndaki hem de ceza muhakemeleri kanunundaki temel normların dikkate alınması gerekli. Ancak adalet sistemi maalesef bir eril zihniyete teslim edilmiş durumda. Eril bakış açısından hukukçu bakış açısına geçilmesi lazım. Özellikle bu tip kadınlara, çocuklara yönelik olan dosyalarda hukukun evrensel ilkelerine bağlı kalınarak davranılması lazım.
Çünkü bu bir cezasızlık algısına yol açıyor. Faili aklayıcı zihniyet olarak karşımıza çıkıyor ve mağduru suçlayan bir durum ortaya çıkıyor. Şiddete maruz bırakılan zaten mağdur. Ancak bu suç vasfı tayini ikinci bir mağduriyet yaratıyor. Bunun önüne geçmek için kadına şiddet dosyalarında bu bakış açısıyla mücadele etmek zorundayız. Şiddete maruz bırakılanın mağduriyetini gideren bir yaklaşım gösterilmesi şart” dedi.
Çiftci bir vaka üzerinden örnek de vererek şöyle devam etti: “Kadın çok ciddi bir şiddet mağduruydu ve erkek silahla öldürmek istiyordu. Fakat son anda silah tutukluluk yapmış ve kadın da beton direğin arkasına saklanmış. Silah ateşlenemediği için ve mermi çıkmadığı için faile kasten yaralamadan ceza verildi. Biz bu cezaları kabul etmiyoruz. Mağdur suçlayıcı zihniyete son verilmeli. Tüm deliller ortaya konmalı yargı adil bir karar vermeli.”
Suçun niteliği açısından tepki çeken davalardan bazıları şöyle:
• Muğla’da suç vasfı ‘nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs’ yerine ‘basit cinsel saldırı’ olarak tayin edilen istismar davasında fail erkeğin cezasında indirim uygulandı.
• Muğla’da Ümmühan Korkut’u katleden Yunus Korkut’un yargılandığı davada faile ‘kasten öldürme’ suçu yerine ‘eşe karşı ölüm neticesine sebebiyet veren kasten yaralama’ suçundan ceza verildi.
• İstanbul’da 2020’de 13 yaşında olan çocuğun istismar davasında 6 senenin ardından geçen ay kemik yaşının tespiti istendi. Suç vasfını değiştirmek için yapılan başvuruda mağdurun yaşı, o gün ile uyumlu çıktı.


